Boşanma sürecine giren anne ve babaların en çok sorduğu soru, mal paylaşımı ya da nafakadan önce çocukla ilgilidir: "Velayet kime verilir? Küçük çocuk her zaman anneye mi kalır? Çocuğum babasıyla kalmak istiyorsa ne olur? Boşanmada kusurlu olan taraf velayeti kaybeder mi?"
Bu soruların kanunda tek cümlelik bir cevabı yoktur. Türk Medeni Kanunu velayetin kime verileceğini otomatik bir kurala bağlamaz; kararı hâkime bırakır ve hâkimin her dosyada çocuğun üstün yararını araştırmasını ister. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin son yıllardaki kararları ise bu araştırmanın nasıl yapılması gerektiğini oldukça ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Bu yazıda, velayet kararında hangi ölçütlerin belirleyici olduğunu, çocuğun görüşünün ne kadar önemli olduğunu ve sosyal inceleme raporunun rolünü güncel kararlar üzerinden aktarıyorum.
Özetle: Boşanmada velayet, anne veya babadan hangisinin yanında kalmasının çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimine daha uygun olduğuna bakılarak verilir. Anne ve babanın boşanmadaki kusuru, sosyal konumu veya ahlaki değer yargıları ancak çocuğun üstün yararını etkilediği ölçüde dikkate alınır. Yargıtay'a göre idrak çağındaki çocuk mutlaka dinlenmeli, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzman heyetinden her iki ebeveynin yaşam koşullarını da kapsayan rapor alınmalıdır. Çocuğun görüşünün aksine karar verilebilir; ancak bunun gerekçesi somut olarak ortaya konmalıdır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.04.2026, 2026/1871 E., 2026/4287 K.).
Velayet nedir, boşanmada kanun ne söyler?
Velayet, ergin olmayan çocuğun bakımı, eğitimi, temsili ve malvarlığının yönetimi konusunda anne ve babaya tanınan hak ve yükümlülüklerin bütünüdür. Türk Medeni Kanunu m. 339'a göre anne ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygular; olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanır ve önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini dikkate alır.
Evlilik devam ettiği sürece velayeti anne ve baba birlikte kullanır. Türk Medeni Kanunu m. 336'ya göre ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim velayeti eşlerden birine verebilir; boşanmada ise velayet, çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. Boşanma kararını veren mahkeme, Türk Medeni Kanunu m. 182 uyarınca olanak bulundukça anne ve babayı dinledikten sonra anne ve babanın haklarını ve çocukla kişisel ilişkilerini düzenler.
Görüldüğü gibi kanun "küçük çocuk anneye verilir" veya "kusurlu eş velayeti alamaz" gibi bir kural koymaz. Velayet düzenlemesi kamu düzenine ilişkindir; bu nedenle hâkim tarafların talepleriyle bağlı değildir, delilleri kendiliğinden araştırır ve yargılama sırasında ortaya çıkan gelişmeleri de dikkate alır. Tarafların birbirinin velayet talebini kabul etmesi bile tek başına hâkimi bağlamaz.
Çocuğun üstün yararı: Mahkeme neye bakar?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin velayete ilişkin kararlarında neredeyse aynı ifadelerle tekrar edilen temel ilke şudur: Çocuğun üstün yararı belirlenirken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacı gözetilir. Anne ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumlar, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur.
Bu ilke uygulamada şu anlama gelir: Mahkeme "hangi ebeveyn daha haklı?" sorusunu değil, "çocuk hangi ebeveynin yanında daha sağlıklı gelişir?" sorusunu sorar. Kararlarda öne çıkan başlıca ölçütler şunlardır:
- Barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durum: Yargıtay, her iki ebeveynin barınma ve yaşama koşullarının, gelir durumunun ve psikolojik hâlinin araştırılmasını ve velayeti üstlenmeye engel bir durum bulunup bulunmadığının incelenmesini istemektedir.
- Çocukla kurulan bağ: Çocuğun öz bakım becerilerini kimin kazandırdığı, hangi ebeveynle güçlü bir bağ kurduğu gibi uzman tespitleri önem taşır.
- İstikrar ve süreklilik: Yargıtay'a göre boşanmanın ileriye yönelik etkilerini hafifletmekte ve çocuğun boşanmadan sonraki hayata alışmasında en önemli faktör, çocuğun hayatında istikrarın ve sürekliliğin sağlanmasıdır. Çocuğun ayrılık döneminde fiilen kimin yanında yaşadığı ve alıştığı düzen bu açıdan değerlendirilir.
- Kardeşlerin birbirinden ayrılmaması: Birden fazla çocuk varsa kardeşlerin mümkün olduğunca birlikte büyümesi gözetilen bir ilkedir.
- Çocuğun kendi görüşü: İdrak çağındaki çocuğun hangi ebeveynle yaşamak istediği, aşağıda ayrıca ele alınacağı üzere kararın önemli bir parçasıdır.
Kusurlu eş velayeti kaybeder mi?
Boşanma davalarında taraflar çoğu zaman karşı tarafın kusurunu, özellikle sadakatsizlik iddialarını velayet talebinin de gerekçesi olarak ileri sürer. Oysa Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre boşanmadaki kusur, velayet bakımından ancak çocuğun üstün yararını etkilediği ölçüde dikkate alınır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.04.2023 tarihli, 2022/10780 E., 2023/1716 K. sayılı kararına konu dosyada, ilk derece mahkemesi boşanmada erkeği tam kusurlu bulmuş, buna rağmen dava sırasında annenin yanında kalan çocuk da dahil olmak üzere üç çocuğun velayetini babaya vermişti. Velayetin babaya verilmesinde kusur değil, çocukların alıştıkları ortam ve kardeşlerin ayrılmaması gibi gerekçeler belirleyici olmuştu. Bu örnek, kusurun velayeti otomatik olarak belirlemediğini açıkça gösterir.
Bununla birlikte kusur iddiası, çocuğa yönelik bir tehlikeyi gösteriyorsa durum değişir. Şiddet, ihmal, bağımlılık veya çocuğun sağlığını ve güvenliğini etkileyen davranışlar artık "eşler arasındaki kusur" değil, doğrudan çocuğun üstün yararına ilişkin olgulardır. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2026 tarihli, 2025/9995 E., 2026/5470 K. sayılı kararında, yargılama sırasında çocuğa ait hastane raporu ve ifade tutanağı sunulmuş, çocuk bürosundaki tahkikat evrakının dosyaya getirtilmesi ve uzman heyetinden yeniden rapor alınarak çocukların görüşünün yeniden tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Aynı Daire'nin 08.06.2026 tarihli, 2025/9846 E., 2026/6256 K. sayılı kararında da annenin çocukları ihmal ettiğine dair mesaj kayıtlarının sunulması üzerine, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ve her aşamada ortaya çıkan koşulların dikkate alınması gerektiği vurgulanarak yeni bir rapor alınması istenmiştir.
Çocuğun görüşü: İdrak çağındaki çocuk mutlaka dinlenmeli mi?
Velayet davalarında en sık bozma sebeplerinden biri, idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmadan karar verilmesidir. Yargıtay kararlarında, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin ilgili maddelerine dayanılarak, idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.12.2024 tarihli, 2024/1496 E., 2024/9804 K. sayılı kararında, 2016 doğumlu ortak çocuk idrak çağında olmasına rağmen görüşüne başvurulmadan velayeti babaya verilmiş; Daire bu kararı, anne ve babanın barınma ve yaşama koşullarını da değerlendiren bir sosyal inceleme raporu alınması ve çocuğun görüşünün tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle bozmuştur.
"İdrak çağı" kaç yaştır? Kanunda belirli bir yaş yazmaz. Çocuğun olayları algılayıp kendi görüşünü ifade edebilecek olgunlukta olup olmadığı somut olarak değerlendirilir. İncelediğim kararlarda karar tarihinde yaklaşık 8 ile 11 yaş arasındaki çocuklar idrak çağında kabul edilmiş ve dinlenmeleri gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle ilkokul çağındaki bir çocuğun görüşünün alınmadan karar verilmesi, kanun yolunda önemli bir itiraz sebebi olabilir.
Çocuğun görüşü bağlayıcı mıdır?
Hayır. Yargıtay'ın ifadesiyle, çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Çocuk bir ebeveynin baskısı altında konuşuyor olabilir veya kısa vadeli tercihlerle (daha serbest kurallar, daha çok hediye gibi) hareket ediyor olabilir. Ancak görüşün aksine karar verilecekse, bunun gerekçesi de somut biçimde ortaya konmalıdır.
Bu konuda yakın tarihli ve öğretici bir örnek, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 16.04.2026 tarihli, 2026/1871 E., 2026/4287 K. sayılı kararıdır. Dosyada 2015 doğumlu çocuk duruşmada haftanın üç günü annesiyle, dört günü babasıyla kaldığını, annesinin kararını istediğini ve bu düzenin devam etmesini tercih ettiğini söylemiş; sosyal inceleme raporundaki uzmanlar ise velayetin babaya verilmesini önermişti. Mahkeme velayeti babaya vermiş, Yargıtay ise kararı bozmuştur. Daireye göre çocuk görüşünü net olarak ifade etmemiş, çocuğun beyanı ile rapor birbiriyle çelişmektedir. Bu durumda mahkeme çocuğun görüşünü net biçimde almalı, velayet tercihini sormalı, çocuğu olası sonuçlar hakkında bilgilendirmeli, üç kişilik uzman heyetinden yeniden rapor almalı ve çocuğun görüşünün aksine velayetin diğer ebeveyne verilmesi gerekiyorsa bunun gerekçeleri uzmanlarca somut olarak ortaya konmalıdır.
Sosyal inceleme raporu: Uzman heyeti neden bu kadar önemli?
Velayet davalarında hâkimin kararını şekillendiren en önemli delil çoğu zaman sosyal inceleme raporudur. Yargıtay, bu raporun belirli niteliklere sahip olmasını aramaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 03.03.2025 tarihli, 2024/5925 E., 2025/2202 K. sayılı kararına göre mahkeme; psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveynin yaşadıkları yerde ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor almalı, tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarını araştırmalıdır.
Aynı kararda, dosyadaki iki raporun birbirine aykırı sonuçlara ulaştığı (biri çocukların yaşlarının küçüklüğü nedeniyle anneye verilmesinde sakınca görmemiş, diğeri babaya verilmesini önermişti) belirtilmiş; Daire bu raporları yetersiz bularak, her iki ebeveynin bulunduğu ortamları da içeren ve kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesini gözeten yeni bir üçlü heyet raporu alınması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Uygulamada sık karşılaşılan bir sorun, raporun yalnızca bir ebeveyn ve çocukla görüşülerek hazırlanmasıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.06.2026 tarihli, 2026/3045 E., 2026/6482 K. sayılı kararında, baba ile görüşülmeden yalnızca anne ve çocuğun beyanlarına dayanılarak hazırlanan tek taraflı raporun kişisel ilişkinin sınırlandırılması için yeterli olmadığı, babanın rapora itirazının da değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle raporun hazırlanış biçimine, hangi kişilerle görüşüldüğüne ve ev ziyaretinin yapılıp yapılmadığına dikkat etmek ve gerektiğinde rapora süresinde itiraz etmek önemlidir.
Küçük yaştaki çocuk her zaman anneye mi verilir?
Toplumda yaygın olan kanaat, küçük çocukların velayetinin her durumda anneye verileceğidir. Kanunda böyle bir kural bulunmamaktadır. Ancak çocuğun yaşı, uzman raporlarında çocuğun ihtiyaçlarını belirleyen önemli bir veri olarak dikkate alınır ve küçük yaştaki çocuğun anne bakımına ve şefkatine duyduğu ihtiyaç uygulamada sıkça gerekçe olarak yer alır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.04.2023 tarihli, 2022/10780 E., 2023/1716 K. sayılı kararında, ilk derece mahkemesi 2016 doğumlu çocuğun velayetini kardeşlerinin baba yanında olması ve kardeşlerin ayrılmaması gerektiği gerekçesiyle babaya vermişti. Oysa sosyal inceleme raporunda uzmanlar, çocuğun anne sevgisine muhtaç olduğunu, öz bakım becerilerinin anne tarafından kazandırıldığını ve anne ile güçlü bir bağ kurulduğunu tespit etmişti. Yargıtay, annenin velayeti almasına engel bir durumun bulunmadığını ve çocuğun yargılama sürecinde annenin yanında kaldığını da dikkate alarak velayetin anneye verilmesi gerektiği sonucuna varmış ve kararı bozmuştur.
Bu karar iki önemli noktayı birlikte gösterir: Kardeşlerin ayrılmaması ilkesi önemlidir ancak tek başına belirleyici değildir; somut çocuğun ihtiyaçları ve kurduğu bağ bu ilkenin önüne geçebilir. Öte yandan aynı ilkeler babanın lehine de işler: Uzman raporu ve dosya kapsamı babanın yanında kalmanın çocuğun yararına olduğunu gösteriyorsa, çocuk küçük olsa bile velayet babaya verilebilir.
Kararların değerlendirmesi
İncelediğim Yargıtay kararlarından çıkan tablo, velayet kararının "ezbere" verilemeyeceği yönündedir. Bozma kararlarının büyük kısmı, mahkemenin velayet konusunda yanlış tarafı seçtiği için değil, eksik araştırma yaptığı için verilmiştir. Yargıtay'ın aradığı asgari araştırma şu unsurlardan oluşmaktadır:
- İdrak çağındaki çocuğun hâkim tarafından bizzat dinlenmesi, tercihinin net olarak sorulması ve sonuçlar hakkında bilgilendirilmesi (2026/1871 E., 2026/4287 K.; 2024/1496 E., 2024/9804 K.).
- Psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan heyetten, her iki ebeveynin yaşadığı ortamı da kapsayan rapor alınması (2024/5925 E., 2025/2202 K.).
- Çocuğun görüşü ile uzman raporu çelişiyorsa, bu çelişkinin giderilmesi ve görüşün aksine karar verilecekse somut gerekçe gösterilmesi (2026/1871 E., 2026/4287 K.).
- Çocuğun hayatında istikrar ve sürekliliğin, kardeşlerin birlikte büyümesinin ve çocukla kurulan bağın birlikte değerlendirilmesi (2022/10780 E., 2023/1716 K.).
Bir de usule ilişkin önemli bir hatırlatma: Türk Medeni Kanunu m. 182'nin 2021 yılında eklenen ikinci fıkrasına göre mahkeme, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini kararında ihtar eder. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2025 tarihli, 2024/10400 E., 2025/6427 K. sayılı kararında velayetin bu ihtar yapılarak verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ihtar, velayeti alan ebeveynin diğer ebeveynle çocuk arasındaki ilişkiyi engellemesinin sonuçsuz kalmayacağını baştan ortaya koyar.
Velayet kararı sonradan değiştirilebilir mi?
Evet. Velayet kararı kesin hüküm gibi "bir kere verilip donmuş" bir karar değildir. Türk Medeni Kanunu m. 183'e göre anne veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, kendiliğinden veya anne ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır. Velayetin değiştirilmesi için de yine çocuğun üstün yararı ölçüt alınır. Kişisel ilişkinin engellenmesi ve velayet değişikliği konusunu eski eşin çocuğu göstermemesi başlıklı yazımızda ayrıca ele aldık.
Velayetin her iki ebeveyne birlikte bırakılması, yani ortak velayet ise ayrı bir konudur; Yargıtay'ın hangi şartlarla kabul ettiğini boşanmada ortak velayet yazımızda bulabilirsiniz.
Uygulamaya dönük çıkarımlar
- Velayet talebinizi çocuk üzerinden gerekçelendirin: Karşı tarafın boşanmadaki kusuru, çocuğun bakımını ve gelişimini etkilemiyorsa velayet bakımından sınırlı önem taşır. Çocuğun günlük bakımını kimin üstlendiği, okul ve sağlık takibi, yaşam düzeni gibi somut olgular daha belirleyicidir.
- Çocuğa yönelik risk varsa belgeleyin: Şiddet, ihmal veya çocuğun sağlığını etkileyen durumlar varsa hastane raporu, kolluk kaydı, okul yazışmaları gibi belgeler velayet değerlendirmesinde doğrudan önem kazanır.
- Sosyal inceleme raporunu dikkatle okuyun: Raporun üç kişilik uzman heyetince, her iki ebeveynle ve çocukla görüşülerek, yaşam ortamları incelenerek hazırlanıp hazırlanmadığını kontrol edin; eksiklik varsa süresi içinde itiraz edin.
- Çocuğun dinlenmesini talep edin: İdrak çağındaki çocuğun hâkim tarafından dinlenmemesi Yargıtay'ın sık bozma sebeplerindendir. Ancak çocuğu yönlendirmeye çalışmak, uzmanlarca tespit edilebilir ve aleyhe sonuç doğurabilir.
- Ayrılık dönemindeki düzen önemlidir: Dava sürerken çocuğun fiilen kimin yanında yaşadığı, istikrar ilkesi nedeniyle değerlendirmeye girer; bu dönemde tedbir niteliğinde velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi talep etmek önem taşıyabilir.
- Kişisel ilişkiye saygı gösterin: Velayeti alan ebeveynin diğer ebeveynle çocuk arasındaki ilişkiyi engellemesi, Türk Medeni Kanunu m. 182/2 ihtarı nedeniyle velayetin değiştirilmesine yol açabilir.
Boşanma ve aile hukukuna ilişkin diğer konular için Boşanma ve Aile Hukuku sayfamıza, boşanma sürecinin işleyişi için anlaşmalı boşanma davası ne kadar sürer yazımıza göz atabilirsiniz.
Not: Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve somut dosyanızdaki durumu değerlendirmez. Velayet kararı; çocuğun yaşı, ihtiyaçları, ebeveynlerin yaşam koşulları, uzman raporları ve çocuğun görüşü gibi her dosyada farklılık gösteren unsurlara göre verildiğinden, bir adım atmadan önce dosyanızın ayrıca incelenmesi gerekir.
