Boşanma sürecinde en sık sorulan sorulardan biri şudur: "Eşim taşınmazı kardeşinin üzerine geçirdi, tapuyu iptal ettirebilir miyim?" Cevap, çoğu kişinin beklediğinden farklıdır. Aşağıda konunun içtihattaki yerini kararlarla aktarıyorum.

Kanuni dayanak: eklenecek değerler

TMK m. 229 uyarınca şu iki kalem, mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

  • Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
  • Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.

Maddenin son fıkrası, bu tür uyuşmazlıklarda verilen mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceğini öngörür.

1. Talep aynî değil, alacak hakkıdır

Konunun kilidi burasıdır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bunu açıkça ifade eder:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/11338, K. 2017/2301, 21.02.2017:

"Eşin talep hakkı, edinilmiş malın mülkiyetine yönelik bir aynî hak olmayıp, malın değeri üzerinden hesaplanan bir alacak hakkı niteliğinde olduğundan; karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi hâlinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve eşle birlikte üçüncü kişi davalı olarak gösterilse bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından üçüncü kişi sorumlu tutulmaz."

Yani devredilen taşınmaz geri alınmaz; devrin değeri tasfiye hesabına katılır ve alacak eski eşe yöneltilir. Bu, hak kaybı değildir; korumanın yöntemidir.

2. Üçüncü kişinin konumu ve ihbarın işlevi

Aynı kararda dairenin açıkladığı iki aşamalı yapı önemlidir. İlk aşamada hüküm davalı eski eş yönünden kurulur; üçüncü kişi yönünden ise dava, TMK m. 229/2-son maddesindeki ihbar işlevini yerine getirmiş olur. Kararda, TMK m. 229 anlamında üçüncü kişi lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespit edilmiş olması yeterlidir.

Bu ihbarın hukukî sonucu şudur: üçüncü kişi aleyhine sonradan TMK m. 241'e dayanılarak alacak davası açıldığında, 229. maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği yeniden araştırma konusu yapılmaz. Bu nedenle tasfiye davasında üçüncü kişinin davaya dâhil edilmesi veya davanın ona ihbarı, ileride açılacak dava bakımından belirleyici bir adımdır.

3. Katılma alacağı için katkı şartı yoktur

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/3358, K. 2025/2449, 06.03.2025:

"Katılma alacağı, kanundan kaynaklanan bir hak olup bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur."

Bu ilke, özellikle ev içi emek harcayan ve kendi adına geliri bulunmayan eşler bakımından belirleyicidir. Karar, artık değere katılma alacağının; eklenecek değerler (m. 229) ve denkleştirmeden (m. 230) elde edilen miktarlar dâhil olmak üzere, edinilmiş malların toplam değerinden borçlar düşüldükten sonra kalan artık değerin (m. 231) yarısı olduğunu da (m. 236/1) yinelemektedir.

4. Zamanlama: evlilik sürerken TMK m. 229 işlemez

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2011/8323, K. 2011/7656, 29.06.2011:

"Somut olayda davacı eşine karşı tasfiye davası açmadığı gibi evlilik birliği de henüz sona ermemiştir. Medeni Kanunun 229. maddesi uygulanma imkânı bulunmamaktadır."

Bu kararda daire, eşin mal kaçırmak için üçüncü kişiyle yaptığı muvazaalı işlemin iptali isteminin genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla talebin hukukî nitelendirmesi, evliliğin devam edip etmediğine ve tasfiye davasının açılıp açılmadığına göre değişir; görevli mahkeme de buna bağlı olarak farklılaşır.

Uygulamaya dönük adımlar

  • Boşanma davasıyla birlikte, devri yapılan taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir şerhi talep edilmelidir; şerh, sonraki devirlerde iyiniyet savunmasını zayıflatır.
  • Tasfiye davasında devirden yararlanan üçüncü kişiye davanın ihbarı ihmal edilmemelidir; TMK m. 241 kapsamındaki ikinci dava bakımından belirleyicidir.
  • Devir tarihleri, mal rejiminin sona erdiği tarihe göre hesaplanmalıdır: bir yıllık süre yalnızca karşılıksız kazandırmalar için geçerlidir; katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirlerde süre sınırı yoktur.
  • Kastın ispatı için banka hareketleri, devir bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, taraflar arasındaki yakınlık ve devir ile dava tarihi arasındaki zaman aralığı birlikte değerlendirilmelidir.

Not: Mal rejimi tasfiyesi hesaplamaya dayalı ve teknik bir alandır; bu yazı genel çerçeveyi aktarır, somut dosya değerlendirmesi yerine geçmez.