Eşinin kendisini aldattığını öğrenen kişinin ilk sorularından biri çoğu zaman şudur: "Eşimden boşanırken tazminat isteyebileceğimi biliyorum; peki evli olduğumu bile bile eşimle ilişki yaşayan kişiden de tazminat isteyebilir miyim?" Bu soru uzun yıllar boyunca mahkemelerde farklı cevaplar aldı. Bazı yerel mahkemeler aldatmaya katılan üçüncü kişiyi de sorumlu tuttu, bazıları davayı reddetti. Bugün ise konu, Yargıtay'ın bağlayıcı bir içtihadı birleştirme kararıyla büyük ölçüde netleşmiş durumdadır.
Bu yazıda, kuralın ne olduğunu, hangi istisnai durumlarda üçüncü kişiye karşı dava açılabileceğini ve aldatılan eşin asıl hangi yollara başvurabileceğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022–2025 yıllarında verdiği kararlar üzerinden aktarıyorum.
Özetle: Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.07.2018 tarihli, 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı kararına göre, evlilik devam ederken eşlerden biriyle evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden, yalnızca bu birliktelik nedeniyle manevi tazminat istenemez. Ancak üçüncü kişi, aldatılan eşe hakaret etmek, onu tehdit etmek, evine izinsiz girmek veya özel hayatına ilişkin bilgileri ifşa etmek gibi ayrı ve bağımsız bir kişilik hakkı ihlali gerçekleştirmişse, bu ayrı eylemler nedeniyle tazminat sorumluluğu doğabilir. Aldatan eşten ise boşanma davasıyla birlikte veya boşanmanın kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat istenebilir.
Sadakat yükümlülüğü kime aittir?
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 185. maddesinin üçüncü fıkrasına göre eşler "birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar." Sadakat yükümlülüğü, evlenmeyle kurulan birliğin taraflarına, yani yalnızca eşlere yüklenmiş bir ödevdir.
Yargıtay'ın yerleşik değerlendirmesine göre bu yükümlülük nispi (göreli) bir haktır. Hukuk dilinde nispi hak, yalnızca belirli bir kişiye karşı ileri sürülebilen haktır; herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardan (örneğin mülkiyet hakkı veya vücut bütünlüğü) farklıdır. Bu nedenle sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmemesi ancak eşten talep edilebilir; evliliğin tarafı olmayan bir kişi, başkasının evliliğindeki sadakat borcuyla bağlı değildir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 29.05.2025 tarihli, 2022/11477 E., 2025/8875 K. sayılı kararında bu husus açıkça şöyle ifade edilmiştir: sadakat yükümlülüğü evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup ihlal edilmesi durumunda yalnızca eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nispi hak niteliğindedir; mutlak bir hak mahiyetinde olmadığı için herkese karşı ileri sürülemez.
2018 tarihli içtihadı birleştirme kararı ve bağlayıcılığı
Konudaki dönüm noktası, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.07.2018 tarihli, 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı kararıdır. Bu kararla "evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiştir.
İçtihadı birleştirme kararları sıradan emsal kararlardan farklıdır. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesine göre bu kararlar benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 20.09.2022 tarihli, 2021/955 E., 2022/1119 K. sayılı kararında bu bağlayıcılığı vurgulamış; içtihadı birleştirme kararlarının "gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı" olduğunu belirtmiştir.
Bu kararın önemli bir yönü, içtihadı birleştirme kararından önce açılmış davalara da uygulanmış olmasıdır. Hukuk Genel Kurulu'nun 2022 tarihli kararına konu dosyada dava 2013 yılında açılmış, yerel mahkeme üçüncü kişiyi tazminata mahkûm etmiş ve Yargıtay'ın bozma kararına rağmen kararında direnmişti. Hukuk Genel Kurulu, içtihadı birleştirme kararı gereğince yerel mahkemenin direnme kararını bozmuştur. Benzer şekilde 4. Hukuk Dairesi'nin 2025 tarihli kararında da 2013 yılında açılan ve davalının, davacının eşiyle birlikte yaşaması ve bu birliktelikten çocuk sahibi olması nedeniyle tazminata hükmedilen dava, aynı gerekçeyle bozulmuştur.
Neden üçüncü kişiye karşı haksız fiil davası açılamıyor?
Aldatılan eşler çoğunlukla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) haksız fiil hükümlerine dayanmaktadır. Haksız fiil, hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla başkasına zarar verilmesidir. Yargıtay ise kararlarında bu yolun neden sonuç vermediğini dört başlıkta açıklamaktadır:
- Hukuka aykırılık unsuru yoktur: TBK m. 49/1'e göre "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." Yargıtay'a göre üçüncü kişinin evli biriyle birlikte olması, aldatılan eşe karşı emredici bir hukuk kuralını ihlal eden bir davranış değildir; çünkü sadakat borcu üçüncü kişiye ait değildir.
- Müteselsil sorumluluk kurulamaz: Müteselsil sorumluluk, birden fazla kişinin aynı zarardan birlikte ve her birinin tamamından sorumlu olmasıdır. TBK m. 61'e dayanan bu sorumluluk için üçüncü kişinin fiilinin de kendi başına hukuka aykırı olması gerekir. Bu şart gerçekleşmediğinden üçüncü kişi, aldatan eşle birlikte sorumlu tutulamaz.
- Yansıma yoluyla zarar ileri sürülemez: Üçüncü kişinin aldatan eşe karşı hukuka aykırı bir eylemi bulunmadığından, aldatılan eşin bu ilişkiden "yansıyarak" zarar gördüğü de kabul edilmemektedir.
- Ahlaka aykırılık için zarar verme kastı gerekir: TBK m. 49/2'ye göre "Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür." Yargıtay'a göre burada üçüncü kişinin, aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir; birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilmesi tek başına yeterli değildir.
Bu dört gerekçe, 4. Hukuk Dairesi'nin 2025 tarihli kararında ve aynı Daire'nin 2023 tarihli kararlarında neredeyse aynı ifadelerle tekrarlanmaktadır. Dolayısıyla uygulamanın istikrarlı olduğunu söylemek mümkündür.
İstisna: Bağımsız, özel ve nitelikli kişilik hakkı ihlali
Kuralın önemli bir istisnası vardır. Hukuk Genel Kurulu, 2022 tarihli kararında davayı içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirirken şu tespite yer vermiştir: davalının, dava dışı eşle evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret eyleminden başka "doğrudan doğruya davacıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlâlinde bulunduğuna dair bir iddia da bulunmamaktadır." Bu ifade, ters yönden okunduğunda, böyle ayrı bir ihlal bulunduğunda durumun farklı değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2023 tarihli, 2021/18324 E., 2023/12951 K. sayılı kararıyla onanan ilk derece mahkemesi gerekçesinde bu istisnanın örnekleri de sayılmıştır. Buna göre aldatma eylemiyle bağlantılı olarak üçüncü kişinin:
- aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal etmesi (örneğin evine rızası dışında girmesi),
- özel yaşamına müdahale etmesi,
- sır alanına girmesi veya ele geçirdiği özel bilgileri ifşa etmesi,
- kullandığı söz ve ifadelerle onur ve saygınlığını zedelemesi
gibi eylemlerde hukuka aykırılık unsuru gerçekleşir ve manevi tazminat sorumluluğu doğabilir. Bu durumda dava, aldatmanın kendisine değil, üçüncü kişinin aldatılan eşe yönelik ayrı eylemine dayanır. Dayanak da TMK m. 24 ile TBK m. 58'deki kişilik hakkının korunmasına ilişkin genel hükümlerdir. TBK m. 58'e göre "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir."
Kararların değerlendirmesi: Hangi olaylarda ne sonuç çıktı?
Yakın akraba ve kamuoyunda duyulan ilişki: Yine de red
4. Hukuk Dairesi'nin 2023/12951 K. sayılı kararına konu olayda davalı, davacının eşinin öz amcasıydı; ilişki görüntülerle ifşa edilmiş ve basında uzun süre haber konusu olmuştu. Davacı, sıradan bir aldatmadan çok daha ağır bir travma yaşadığını, davalının kendisine zarar verme kastıyla hareket ettiğini ileri sürerek 1.000.000 TL manevi tazminat istedi. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi davayı reddetti; Yargıtay da kararı onadı.
Bu karar, olayın toplum gözünde ne kadar ağır görünürse görünsün, tek başına aldatma ilişkisinin tazminat sorumluluğu doğurmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Bölge adliye mahkemesi gerekçesinde, davanın davalının davacıya doğrudan yönelen bir eylemine dayanmadığı ve zarar verme kastıyla bir ilişki yaşandığı iddiasının kanıtlanmadığı vurgulanmıştır.
Hakaret, tehdit ve eve girme iddiası: Kanıtlanamayınca bozma
4. Hukuk Dairesi'nin 12.10.2023 tarihli, 2023/1237 E., 2023/10685 K. sayılı kararı istisnanın uygulamada nasıl işlediğini gösteriyor. Davacı, davalının evli olduğunu bildiği hâlde eşiyle birlikte olduğunu, ayrıca kendisini arayarak "boşanın, biz evleneceğiz" dediğini, hakaret ve tehditte bulunduğunu ve ilişkiyi ortak konuta kadar taşıdığını ileri sürdü.
Yerel mahkeme, bozmadan sonra verdiği kararında aldatma iddiası yönünden davayı yerinde görmemiş; ancak hakaret, tehdit, sık arama ve eve rıza dışı girme iddiaları bakımından 15.000 TL manevi tazminata hükmetmişti. Yargıtay ise bu kararı da bozdu. Gerekçe, istisnanın hukuken var olmaması değil, dosya kapsamında davalının davacıya yönelik hakaret veya tehdit içerikli bir eyleminin ya da konut dokunulmazlığının ihlal edildiğinin kanıtlanamamasıydı.
Bu karar şunu açıkça ortaya koyuyor: Bağımsız kişilik hakkı ihlali iddiası, somut ve inandırıcı delillerle ispatlanmalıdır. Genel ifadelerle "hakaret etti, tehdit etti" demek yeterli olmayabilir.
Aldatan eşten tazminat: Kusur değerlendirmesi belirleyici
Aldatılan eşin asıl muhatabı, sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşidir. TMK m. 174'e göre "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir" ve "Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.03.2023 tarihli, 2021/1024 E., 2023/169 K. sayılı kararı bu noktada yol göstericidir. Olayda erkek eş sadakatsiz davranmış ve ortak konutu terk etmiş, kadın eş ise erkeğin aracına dinleme cihazı yerleştirmişti. Bölge adliye mahkemesi tarafları eşit kusurlu sayıp kadının tazminat taleplerini reddetmişti. Hukuk Genel Kurulu ise bu kusurlu davranışların birbirine denk olmadığını, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunu kabul ederek kararı bozdu. Kararda ayrıca TMK m. 174/2'deki manevi tazminatın aile hukukuna özgü bir haksız fiil düzenlemesi olduğu ve miktarın belirlenmesinde saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu karar, aldatılan eşin de boşanma sürecinde kendi davranışlarına dikkat etmesi gerektiğini gösteriyor. Eşin aracına veya telefonuna gizlice müdahale etmek gibi davranışlar, kusur değerlendirmesinde aleyhe sonuç doğurabilir. Delil toplama konusundaki sınırları eşin telefonundaki mesajların delil değerine ilişkin yazımızda ayrıntılı olarak ele almıştık.
Süreler: Hangi dava ne zamana kadar açılabilir?
| Talep | Dayanak | Süre |
|---|---|---|
| Zina (aldatma) nedeniyle boşanma davası | TMK m. 161 | Öğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde eylemden itibaren beş yıl; affeden eşin dava hakkı yoktur |
| Aldatan eşten maddi ve manevi tazminat (boşanma davasında istenmemişse) | TMK m. 174 ve 178 | Boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl |
| Üçüncü kişinin bağımsız kişilik hakkı ihlali nedeniyle tazminat | TBK m. 58 ve 72 | Zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmeden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıl (ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı öngörülen bir suç söz konusuysa o süre) |
TMK m. 161'deki sürelerin "dava hakkı düşer" şeklinde düzenlendiğine dikkat etmek gerekir. Ayrıca zina dışında, sadakatsizlik niteliğindeki davranışlar evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine (TMK m. 166) dayanılarak da ileri sürülebilir. Hangi yolun seçileceği, somut olayın delil durumuna göre değerlendirilmelidir.
Uygulamaya dönük çıkarımlar
- Eşinizle ilişki yaşayan kişiden, salt bu ilişki nedeniyle manevi tazminat istenmesi, bağlayıcı içtihadı birleştirme kararı karşısında reddedilmektedir. Bu yönde açılacak bir dava, yargılama giderleri ve karşı taraf vekalet ücreti riskini de beraberinde getirir.
- Üçüncü kişi size doğrudan hakaret etmiş, sizi tehdit etmiş, evinize izinsiz girmiş veya özel hayatınıza ilişkin bilgileri yaymışsa, bu ayrı eylemler bağımsız bir kişilik hakkı ihlali olarak değerlendirilebilir. Dava bu eylemlere dayandırılmalı ve her biri ayrı ayrı ispatlanmalıdır.
- Mesaj kayıtları, arama kayıtları, tanık beyanları ve varsa ceza soruşturması belgeleri bu tür iddiaların ispatında önem taşır; ancak delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmesi gerekir.
- Aldatan eşten tazminat talebi boşanma davası içinde ileri sürülebilir; ileri sürülmemişse boşanmanın kesinleşmesinden itibaren bir yıllık süre kaçırılmamalıdır.
- Tazminatın kabulü ve miktarı, tarafların kusur durumuna bağlıdır. Aldatılan eşin kendi kusurlu davranışları (örneğin eşin özel alanına gizlice müdahale) kusur dengesini değiştirebilir.
- Olayın basında yer alması, akraba ilişkisi gibi ağırlaştırıcı görünen unsurlar, Yargıtay'ın 2023 tarihli kararında görüldüğü üzere tek başına üçüncü kişinin sorumluluğunu doğurmamıştır.
Boşanma ve aile hukukuna ilişkin diğer konular için Boşanma ve Aile Hukuku sayfamıza, boşanma sürecinin işleyişine ilişkin genel bilgi için anlaşmalı boşanma davası yazımıza göz atabilirsiniz.
Not: Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve somut dosyanızdaki durumu değerlendirmez. Her olayın kendine özgü delil durumu, kusur dağılımı ve süreleri bulunduğundan, bir karar vermeden önce dosyanızın ayrıca incelenmesi gerekir.
