Fatura kesilmiş, iş teslim edilmiş, mal gönderilmiş; ancak ödeme gelmemiştir. Alacaklı şirket icra dairesinde ilamsız takip başlatır, borçluya ödeme emri gönderilir. Birkaç gün sonra icra dairesinden gelen yazıda tek bir cümle vardır: "Borçlu borca itiraz etmiştir, takip durdurulmuştur." Ticari alacak tahsilinde en sık karşılaşılan an budur ve bu aşamada atılacak adımlar, alacağın ne zaman ve hangi maliyetle tahsil edileceğini doğrudan belirler.
Bu yazıda, itiraz üzerine duran bir icra takibinin nasıl yeniden yürütüleceğini; itirazın iptali davasının süresini ve şartlarını; özellikle de uygulamada "yüzde 20 tazminat" olarak bilinen icra inkâr tazminatının hangi durumlarda verildiğini, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) ile Yargıtay'ın 2024–2026 yıllarında verdiği kararlar ışığında aktarıyorum.
Özetle: Ödeme emrine itiraz edildiğinde takip durur. Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemede itirazın iptali davası açabilir (İİK m. 67/1). Dava kazanılırsa, talep edilmiş olması ve alacağın likit (borçlunun kendi başına hesaplayabileceği, belirli) olması şartıyla borçlu, hükmolunan asıl alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilir. Yargıtay'a göre borçlunun kötü niyetli olması aranmaz; davada bilirkişi incelemesi yapılmış olması da tek başına alacağı likit olmaktan çıkarmaz. Ticari alacaklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır (TTK m. 5/A).
İtiraz ne zaman yapılır ve takibe etkisi nedir?
İlamsız takipte, yani elinde mahkeme kararı bulunmayan alacaklının başlattığı takipte borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazını dilekçeyle veya sözlü olarak icra dairesine bildirmek zorundadır (İİK m. 62/1). İtiraz, alacaklıya üç gün içinde bir muhtırayla tebliğ edilir (İİK m. 62/2). Süresinde yapılan itirazla takip durur; alacaklı artık borçlunun mallarına haciz uygulatamaz.
Kanun, itirazın biçimine ilişkin iki önemli kural koymuştur:
- Kısmi itiraz: Borcun yalnızca bir kısmına itiraz eden borçlu, itiraz ettiği kısmı ve miktarı açıkça göstermek zorundadır; aksi hâlde itiraz edilmemiş sayılır (İİK m. 62).
- İmza itirazı: Borçlu, takibin dayandığı senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürüyorsa, bunu itirazında ayrıca ve açıkça belirtmelidir; aksi hâlde takip bakımından imzayı kabul etmiş sayılır (İİK m. 62).
Alacaklının bundan sonraki yol haritası, elindeki belgenin niteliğine göre değişir.
İtirazın kaldırılması mı, itirazın iptali mi?
Takibi yeniden yürütmenin iki ana yolu vardır ve bunlar sıklıkla karıştırılır.
İcra mahkemesinde itirazın kaldırılması
Alacaklının takibi, imzası ikrar edilmiş veya noterce onaylanmış bir borç ikrarı içeren senede ya da resmî dairelerin yetkileri dahilinde usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye dayanıyorsa, alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteyebilir (İİK m. 68/1). Bu yol hızlıdır; ancak icra mahkemesi yalnızca belgeye bakarak karar verir, kapsamlı bir yargılama yapmaz. Talep esasa ilişkin nedenlerle kabul edilirse borçlu, aynı nedenlerle reddedilirse alacaklı, karşı tarafın talebi üzerine yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir (İİK m. 68 son fıkra). İmzası inkâr edilen adi senetlerde ise ayrıca itirazın geçici olarak kaldırılması yolu düzenlenmiştir (İİK m. 68/a).
Genel mahkemede itirazın iptali davası
Ticari hayattaki alacakların büyük bölümü cari hesaba, faturaya, hakedişe, sözleşmeye veya ticari defter kayıtlarına dayanır. Bu belgeler çoğu zaman İİK m. 68'deki nitelikte değildir. Bu durumda alacaklı, itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak, alacağının varlığını genel hükümlere göre ispat etmek suretiyle itirazın iptalini dava edebilir (İİK m. 67/1). Davanın kazanılması hâlinde mahkeme itirazın iptaline ve takibin devamına karar verir; böylece aynı icra dosyası kaldığı yerden yürür.
Bir yıllık süre kaçırılırsa alacak sona ermez: Kanun, itirazın iptali süresini geçiren alacaklının genel hükümlere göre alacak davası açma hakkını saklı tutmuştur (İİK m. 67). Ancak bu durumda itirazın iptali davasına özgü icra inkâr tazminatı imkânı kaybedilir ve takip dosyası üzerinden devam etme kolaylığı ortadan kalkar.
Ticari alacaklarda önce arabulucuya başvurmak zorunlu
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 5/A uyarınca, ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabulucu başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır; zorunlu hâllerde bu süre en fazla iki hafta uzatılabilir (TTK m. 5/A-2).
Arabulucuya gitmeden açılan itirazın iptali davası, esasa girilmeden usulden reddedilir. Bu konudaki ayrıntıları dava şartı arabuluculuğa ilişkin yazımızda ele almıştık. Bir yıllık dava süresi planlanırken arabuluculuk sürecine de zaman bırakılması uygulamada önemlidir.
İcra inkâr tazminatı: Şartları nelerdir?
İİK m. 67/2'ye göre, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine, hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata mahkûm edilir. Bu tazminat, takibi haksız bir itirazla durduran borçluya karşı öngörülmüş, icra hukukuna özgü bir yaptırımdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 24.04.2024 tarihli, 2024/1256 E., 2024/1014 K. sayılı kararında tazminatın şartları şöyle sıralanmıştır:
- Geçerli bir ilamsız icra takibi yapılmış olmalıdır.
- Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalıdır.
- Bir yıl içinde açılmış bir itirazın iptali davası bulunmalıdır.
- Alacaklı, tazminatı dava dilekçesinde açıkça istemiş olmalıdır (talep şartı).
- Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmelidir.
Aynı Dairenin 28.04.2026 tarihli, 2026/1584 E., 2026/1760 K. sayılı kararında ise, Yargıtay daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamasına göre borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olmasının ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunmasının aranmadığı, ancak bu yasal koşullar yanında takibe konu alacağın likit olmasının da zorunlu olduğu vurgulanmıştır.
Kanunda ayrıca iki ayrıntı yer alır: İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, bunlar hakkında tazminata hükmedilmesi kötü niyetin ispatına bağlıdır (İİK m. 67). İcra inkâr tazminatının tespitinde de takip talebi veya davadaki talep esas alınır (İİK m. 67).
Belirleyici kavram: Alacağın "likit" olması
Uygulamada icra inkâr tazminatına ilişkin uyuşmazlıkların neredeyse tamamı, alacağın likit olup olmadığı noktasında toplanır. Yargıtay'ın yerleşik tanımına göre likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmesi; kısacası borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Alacak tartışmalıysa ve miktarı ancak yargılama sonucunda ortaya çıkabiliyorsa, borçlu itirazında haklı sayılır ve tazminata hükmedilmez.
Bilirkişi incelemesi yapılması alacağı likit olmaktan çıkarır mı?
Uygulamada uzun süre "davada bilirkişiye gidildiyse alacak likit değildir" şeklinde bir eğilim görülmüştür. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 20.11.2025 tarihli, 2024/2777 E., 2025/3987 K. sayılı kararı bu yaklaşımı açıkça reddetmektedir. Kararda, Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2023 tarihli, 2022/6-1019 E., 2023/267 K. sayılı kararına atıfla, "hesap işi" mahkemece bilirkişi aracılığıyla yapıldığından, likit olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesiyle likit sayılmamasının doğru olmayacağı belirtilmiştir. Somut olayda alacak, her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı ve vergi dairesine bildirilmiş faturalara dayanmaktaydı; Daire, borçlunun borç tutarını bildiğini ve tutarı belli borca itiraz ettiğini kabul ederek tazminatı reddeden kararı düzelterek onamış ve asıl alacağın yüzde yirmisi oranında icra inkâr tazminatına hükmetmiştir.
Aynı Dairenin yukarıda anılan 2026/1760 K. sayılı kararında da eser sözleşmesine dayalı nakit teminat iadesi alacağının, eser sözleşmesinden kaynaklandığı gerekçesiyle likit sayılmamasının hatalı olduğu belirtilmiş; alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olduğu kabul edilerek haksız itiraz edilen 66.468,36 USD üzerinden yüzde yirmi oranında tazminata hükmedilmiştir.
Hakediş ve eser sözleşmelerinde farklı görüşler
Eser sözleşmelerinden doğan hakediş alacaklarında Daire içinde de görüş ayrılığı bulunduğunu belirtmek gerekir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/1014 K. sayılı kararında çoğunluk, borçlu yüklenicinin, alt yüklenicinin hakedişlerini hesaplayabileceğini ve nakit teminat kesintisi rakamının zaten belli olduğunu gözeterek alacağın likit olduğuna ve tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Karara katılmayan üye ise sözleşme dışı imalatlara ilişkin alacağın varlığı ve miktarının ancak keşif ve bilirkişi incelemesiyle belirlenebildiğini, bu nedenle alacağın likit olmadığını savunmuştur. Bu ayrılık, hakediş ve fazla iş alacaklarında sonucun belgelerin niteliğine ve borçlunun hesap yapabilme imkânına göre değişebileceğini göstermektedir.
Miktarın tartışmalı olduğu durumlarda tazminat reddedilir
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2025 tarihli, 2025/3120 E., 2025/5012 K. sayılı kararı, likit olmayan alacağa iyi bir örnektir. İşe iade kararı sonrası işçilik alacakları için başlatılan takipte, işçinin fesih tarihindeki ücreti emsal işçi bordroları karşılaştırılarak belirlenmiş; hangi işçinin emsal alınacağı ve hangi artış oranının uygulanacağı yargılamayı gerektirmiştir. Daire, işverenin bu unsurları önceden bilemeyeceğini, nitekim takipte istenen ihbar tazminatı ile mahkemece belirlenen tutarın farklı çıktığını belirterek alacağın likit olmadığına ve icra inkâr tazminatının reddi gerektiğine karar vermiştir.
Aynı kararda iki önemli ilke daha yer almaktadır: Alacağın likit olması şartıyla, borçlunun itirazının kısmen haklı çıktığı durumlarda dahi kabul edilen kısım bakımından tazminata hükmedilmelidir. Ayrıca icra inkâr tazminatı asıl alacak bakımından söz konusu olur; işlemiş faiz için bu tazminata hükmedilemez.
Kararların değerlendirmesi
İncelediğim kararlar birlikte okunduğunda şu tablo ortaya çıkmaktadır:
- Faturaya, ticari defter kaydına, sözleşmede rakamı belli bir teminata veya borçlunun kendi hesaplayabileceği bir hakedişe dayanan alacaklarda Yargıtay likitlik koşulunu geniş yorumlamakta ve tazminatı reddeden kararları bozmakta ya da düzelterek onamaktadır.
- Alacağın varlığı veya miktarı, emsal araştırması, keşif ya da tarafların anlaşmasına bağlı bir değerlendirme gerektiriyorsa tazminat reddedilmektedir.
- Bilirkişi incelemesi tek başına belirleyici değildir; asıl soru, borçlunun itiraz ettiği anda ne kadar borçlu olduğunu kendi imkânlarıyla bilip bilemeyeceğidir.
- Eser sözleşmesi ve fazla iş alacaklarında görüş ayrılıkları bulunduğundan, sonucun dosyadaki belgelere göre değişebileceği göz önünde tutulmalıdır.
Uygulamaya dönük çıkarımlar
- Alacaklı iseniz süreleri takvime işleyin. İtirazın tebliğinden itibaren itirazın kaldırılması için altı ay, itirazın iptali davası için bir yıl süre vardır. Ticari alacaklarda bu sürenin içine arabuluculuk aşaması da sığdırılmalıdır.
- Doğru yolu belgeye göre seçin. Elinizde İİK m. 68 kapsamında bir belge yoksa itirazın kaldırılması yoluna gitmek hem zaman kaybına hem de aleyhe tazminat riskine yol açabilir.
- Tazminatı dava dilekçesinde açıkça isteyin. Talep edilmeyen icra inkâr tazminatına mahkeme kendiliğinden hükmedemez.
- Takip talebini gerçekçi hazırlayın. Takipte istenen tutarın belgelere dayanması, alacağın likit kabul edilmesini kolaylaştırır; şişirilmiş talepler hem likitlik tartışmasını güçleştirir hem de haksız ve kötü niyetli takip hâlinde alacaklı aleyhine tazminat riskini doğurur.
- Borçlu iseniz itirazınızı gerekçeli ve sınırlı yapın. Borcun bir kısmını kabul ediyorsanız itiraz ettiğiniz kısmı açıkça gösterin; imzaya itiraz ediyorsanız bunu ayrıca belirtin. Belli olan bir borca yalnızca süre kazanmak amacıyla itiraz etmek, dava sonunda yüzde yirmiden az olmamak üzere tazminat yükümlülüğü doğurabilir.
- Ticari defterlerinizi düzenli tutun. Kararlarda faturaların her iki tarafın defterinde kayıtlı olması, alacağın varlığı ve likitliği bakımından belirleyici bir rol oynamıştır.
Ticari alacakların takibi ve şirket uyuşmazlıklarına ilişkin genel bilgi için ticaret ve şirketler hukuku sayfamıza ve daha önce yayımladığımız şirketlerde alacak tahsili ve icra takibi rehberine bakabilirsiniz.
Not: Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve somut dosyanızdaki durumu değerlendirmez. Bir alacağın likit sayılıp sayılmayacağı, hangi takip yolunun uygun olduğu ve sürelerin nasıl hesaplanacağı; dayanılan belgelere, taraflar arasındaki ilişkiye ve icra dosyasının seyrine göre değişir. Haklarınızı süresinde kullanabilmek için dosyanıza özgü hukuki değerlendirme almanız yerinde olacaktır.
